kapıdan içeri girdiler.
adamın ellerinde şehvet ve arzu
kadının ellerinde soru işaretleri vardı.
adam elindeki şehvet ve arzuyla
sıyırıverdi kadının
tül gömleğini coşkuyla
öpmeye başladı ince belini ve
göbeğini kadının...
kadının elindeki soru işaretleri
yere düştüler,
dağılıverdiler...
allahtan pek de kırılgan değildiler.
başını hızla bir yana çevirerek
itiverdi güzel adamın
güzel başını geriye doğru...
eğildi,topladı yerdekileri...
avucunun içinde sımsıkı saklayarak
ilerledi boş odaya doğru...
hiç konuşmamışlardı zaten.
gerek de yoktu...
camın önünde karla beraber
ahşap parke üzerine düşen
en sessiz gece şarkıları...
kadın yaktı sigarayı bir ucundan
diğer ucundan da en derin
karanlık gibi içine çekti...
adamla değildi derdi
ne de başka adamlarla
ne dünya ileydi derdi
ne de varlıkla
ne devrime küsmüştü
ne de hoşgeldin demişti
yeni ve parlak şeylere
kendiyleydi derdi
kendiyleydi her zaman.
hatta öyle bir "her zaman" ki
anlamlar kayboluveriyordu
kendine döndüğünde bakışları.
ve zamanın ruhu hep satıyordu kendini
güzel yarınlar görürüz belki diye...
"ne var ki?!" dedi kadın kendine,
"işte güzel bir adam,
işte beyaz bir yatak!"
işte kırılmış ağzıyla bir şişe şarap
ve adamın güzel ellerinde
iki güzel cam kadeh!
"peki..." dedi kendine kadın,
"hadi!..." dedi dönüp de adama...
uzandılar boylu boyunca
soyundular boylu boyunca
ve asla sormadılar
kimiz ve nerdeyiz diye...
kadının titreyişleriyle
dalgalar kıpırdandı uzaklarda
adamın titreyişleriyle
topraklar dalgalandı ufukta
gece de yardım etti onlara
zembereğinden boşanıverdi...
kar da yağdı gecenin yanına usulca
ve ışık yoktu hiç
gerek de yoktu...
sonra,çok sonra
doğruldu kadın pencerenin yanında
eflatun bedeni seçiliyordu
belli belirsiz...
mutluluk ağını örmeyi bilmeyen
beceremeyen elleriyle
yaktı bir sigara daha
bir ucu dudağında hemen
diğer ucu yanıyor fizanda
dönüp baktı beyaz yatağa
ve kendi gözleri gördü
yorgun ve bilinçsiz bedenini
sakince uzanan...
adamınsa buldu
eskimiş ve hırpalanmış
ucu yanmış soru işaretlerini
yastığın altında
güzel elleri...