26 Şubat 2009 Perşembe

çoksüperuzunentry ya da bir otobüs yolculuğu ve zeka geriliği üzerine

bu,çok önceden yazılmış ancak paylaşıma açılmamış bir yazıdır.

"
ETERNAL SUNSHİNE OF MY SPOTTLESS MİND

12 ocak 2009
saat:18:28


şimdi...önce tarihi attım ve yılın ilk 2009 tarihli tarihini attığımı farkettim.biz küçükken defterimize o günün tarihini atardık;Aralık'ın son günleri çok heyecanlı olurdu:artık tarih atarken rakamlar değişcek diye...

neyse işte...sonra da saati yazdım.şu anda 18:30..demekki şu iki cümleyi 2 dakikada ancak yazmışım...bide kendimi hızlı yazar zannederdim..peah,içim çürümüş benim.

şu anda otobüsteyim.izmirden bursaya yolculuk.iyi yolculular bakalım.

az önce kendimi tutamayıp yazmak zorunda hissettiğim bişey oldu.daha demincek otobüs(sevgili kamil koç-bu arada karnım acaip acıktı,bir an önce servis yapmaya başlasalar da bari bi kek felan kemirsem; midemden garip sesler gelmeye başladı) shell istasyonunda durdu. shell demişken: ben küçükken,daha ingilizce bilmez iken, shell ne demek diye merak ederdim.(host da pek kibarmış)
halbuki orda eşşek kadar deniz kabuğu resmi var!işte onu akıl edemezdim.küçükken de pek salakmışım, onu da anladım şu anda.

sürekli konuyu dağıtıyorum.ama ne yapayım işte ben böyleyim.

neyse benzin istasyonunda durduk,otobüs benzin alsın diye.bekliyoruz işte kapılar açık.dışardan bir müzik sesi geliyor ama nasıl!yoldan geçen de duyuyordur,volume tavan yapmış.çalan da lorena mckennit ya da sarah brightman.(yazının ilerleyen bölümlerinde bu şahısları L.M ve S.B diye yazıcam.)

şimdi mevzu şu: benzin istasyonunda niye L.M veya S.B çalar ki? acaip değil mi bu?hayır yani ikisini de severim ama yine de garip.benzinlikte!

acaba dedim bu M.E.B ve karayollarının aldığı bir ortak karar mı?hani oraya gelen ailelerin çocukları dinlesin de kültürlensinler diye mi?öyle bir moda var ya şimdilerde;hamileyken klasik müzik felan dinleyince çocuk daha mı zeki oluyormuş ne? fıs.bi kere senin geninde yoksa isterse opera salonunda doğur çocuğu; yoksa yoktur yani,zorlama. neyse işte dedim, böyle bi uygulama mı var acep?hayır yani o çocuğa bi faydası olmaz onun,o yüzden diyorum.bütün gün evde kavga kıyamet,küfür gırla gitsin, okulda öğretmenden işitmediği azar, yemediği dayak kalmasın; sonra gelsin benzinlikteki üç buçuk dakkalık benzin molasında kültürlensin çocuk! ooldu! ayrıca böyle bişey olsa bile o olanaktan sadece babasının arabası olanlar ya da çok şık şehirler arası otobüs seyahati yapanlar faydalanabilir.(18:44 olmuş saat)bu bence çok feci bir ayrımcılıktır.olmamalı böyle şeyler.

o ihtimali eleyip daha az saçma olan ama gene de saçma olan şu ihtimale ilerliyorum: shell kurumsal olarak istasyonlarda L.M veya S.B yayını yapıyor! mesela çalışanların motivasyonu için.ama böyle motivasyon mu olur lan?!adam zaten bütün gün ayakta,soğuktan götündeki bok bile donmuş;L.M veya S.B dinleyecek,motive olacak...bak bak bak...yemezlerrrrrr.

diğer bir ihtimal olan şuna geldi sıra: istasyonun sahibi çok müstesna bi kişilik!(istasyon-müstesna ahengine dikkat!)seviyor da L.M veya S.B' nı,çalıyor da çalıyor! ama bu da bir bencilliktir, di mi?kendi keyfini yaşıycan diye insanlara niye eziyet ediyorsun?ha L.M veya S.B dinlemek eziyet midir?asla.özellikle L.M'dan marco polo dinlemeye bayılırım; ama evde battaniyenin altında kitap okurken veya yazı yazarken felan.ben de soğuktan donsam, içimi de dışımı da ısıtıcak, böyle kıpırtılı,hoppala şarkı dinlemek isterim,yalan yok. benim orda akşam vakti karnım acıkmış,soğuktan beyin hücrelerim fonksiyonlarını yitirmiş, yüzüm kırışmış,s.kim büzüşmüş vs.;sen gel bana kendi keyfin için L.M veya S.B dinlet!valla ben olsam o istasyon sahibini vururum,bi an bile düşünmem, düşünmek istemem bile.

ama işte ekmek parası napıcaksın.insan nelere katlanıyor...

bu arada izmir metro istasyonlarında da hep klasik müzik yayını yapılıyor onu hatırladım şimdi.ama o bu kadar garip değil... ya da garip ama en azından volume bu kadar yüksek değil (istemeyince duymayabiliyosun) ve de ayrıca metro istasyonları benzin istayonları kadar soğuk da değil.bunları yazarken metro istasyonları ile benzin istasyonlarını iradesiz bi şekilde karşılaştırdığımı farkettim.ama bu karşılaştırmadan bir faydalı sonuç çıkartılabilir ki o da şu: metro istasyonları benzin istasyonlarına göre daha yaşanılası yerler.misal,bir gece sokakta kaldın,izmir'de,kalacak yerin yok,paran da yok;benzin istasyonu yerine metro istasyonuna git derim ben.tabi kovalamazlarsa.

işte yaşadığım garip olay buydu.saat olmuş 18:58.yarım saatte ancak bu kadar yazabilmişim demekki.bildiğin yavaşım lan.

şimdi defteri kapatıcam.ama sonra gene açabilirim.bugün acaip yazasım var.neden?çünkü dün taylan bana oruç aruoba nın kitabını verdi.yatmadan önce iki sayfa felan okudum.ama yetti de arttı bile teşvik etmeye tekrar yazmak için.gerçi böyle bi saçmalıkla yazmaya başlamayı ben de istemezdim ama olsun...

o halde şu bilgileri de verelim:

reading to:oruç aruoba/ile
radikal/12.01.09
penguen/bu haftaki
biraz ondan biraz bundan okuyorum şu an.

listening to:otobüsün radyosu.trt fm olabilir.

evet mp3 dinleyemiyorum,çünkü mp3 playerım yok.çünkü kendime almak yerine buraka almıştım mp3 player.yani eski sevgilime.niye kendime almadım?çünkü 1 tane mp3 player alacak kadar param vardı,ben de ona aldım.hediye...ben eskiden gerçek bir gerizekalıymışım lan!yazının başından beri üçüncü kere bu gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım be.ne acı dimi?üstelik sadece küçüken değilmişim.birkaç ay öncesine kadar öyleymişim.valla üzülüyorum eski hallerimi düşündükçe.haa, şimdi öyle miyim?hayır.artık ayaklarım yere basıyor.

sieeeeeeeeee.ayakları yere basıyormuş!bak hele,hele hele!aradan zaman geçince şu hallerini hatırlayıp aynı şeyleri düşünmeyecek misin?demekki gerizekalılık ömür boyu peşimizi bırakmayacak bi olgu.demin de dediğim gibi doğuştan olabilir.bak o kadar L.M dinledin,S.B dinledin,daha nicelerini dinledin.ama kafa hala aynı kafa.

ama burda şöyle bir tezatlık oldu.hem gerizekalı olup hem de doğru tespitlerde bulunabiliyorum.peki bu bir ironi midir?gerizekalılık a priori midir?deniz kabuğu logosu adeta kendi başına bir monad mıdır?yoksa "shell" şeklinde yazılarak international language olan ingilizce vasıtasıyla toplumdan topluma kültürden kültüre aktarılan hem uzamsal hemde zamanal gerçekliği olan bir imge midir?bunların hiçbiri felsefenin soruları değildir ancak ve ancak yine de beynimi kurcalayan sorulardır.


bu arada bu yazıya "eternal sunshine of 'my' spottles mind" ismini koymaya karar verdim.bir baka deyişle "çük kadar kiri pasağı olmayan bomboş zihinimin engin günışığı"! işte beynimi gördünüz,az önce koridorlarında gezindiniz.nasıl ama ışıl ışıl değil mi(sunshine)?

bi de deminden beri kendimi ne kadar aşağıladığımı farkettim.yapmamak lazım.bi insan evladı kendi kendinin üstüne bu kadar gitmemeli.aslında kendimim de severim ama.du bakalım,daha neler görücez?

bu arada saat 19:25 ve sıcaklık 4 santigrat derece.ve şoför amca otobüsün tüm ışıklarını kapattı.bi tek benimki açık.etrafımdaki insanlar birazdan söylenmeye başlarlar ya da rahatsız olurlar diye çekinmekten kendimi alamıyorum.o yüzden birazdan kalemi bırakıcam.bu arada otobüslerde film izlemeyi yasaklamış ulaştırma bakanlığı.ben onun gibi ulaştırma bakanının ta a.q zaten!film yok,insanlar rahatsız olcak diye ışığı da kapatıcaz,ışıksız okuyamam da yazamam da.dışarıyı izlerim dicem,karanlık.neyse uyurum belki.demin de hosta laf soktum istemeden...şöyle:
ben:film izlicek miyiz ya?
host:yok yasak o.
ben:(dumur)nası yani?
host:ulaştırma bakanlığı yasakladı,7 aydır izlenmiyor.
ben:oha(içimden)
host:bu koltukların arkasına kulaklık,aksam felan takılacak,ondan sonra izlenebilecek.
ben: evet ama hala takılmamış!(ukala bakış)
host:haydeee(içinden)evet takılmadı(dışından)
ben:iyipekitamam.hımpff..

hostun ne suçu var?sersem gökçen,kırdın gencecik çocuğun kalbini...




şimdi kalemi bırakıyorum.ama sonra kaldığım yerden devam edicem.yazarım yani.

öperim.

hem yazarım hem öperim.

:):) "

demişim ve uyuyakalmışım.

bu hikaye de burda biter.




23 Şubat 2009 Pazartesi

az sonra çoksüperuzun bi entry giricem,allaaam çok heyecanlıyım yaw...hazırmısınız?:D

ama daha değil,önce format...

22 Şubat 2009 Pazar

saç

canım bişeyler yazmak istemiyor.yani uff pardon..

canım birşeyler yazmka istiyor ama zevzekleşmek istemiyor...

aslında o da diil de...

canım bişiler yazmak istiyor ama ne karamsar olsun ne de laçka olsun...

yazmak istediklerimi yazabileyim ama klişeşerden tepet geçeyim istiyorum..

ama aynı zamanda da içimden ne geliyorsa yazmış olayım ve hani bir bakışta samimiyeti görürsün ya öyle olsun,ama çok da basit olmasın...

yüzeyden konuşsun ama derine dokunsun..

toplumsal mesaj vermesin ama apolitik gençlik kokusu da sinmesin...

hangi şarkıyı dinlediğimi kimse bilmesin ama okuyunca anlasın...

hangi kitabı okuduğumu kimse bilmesin ama bir kişi sezsin.sadece bir kişi...

aklımda ne olduğunu kimse bilmesin ama ihtimaller üzerine fikir üretilebilsin...

hem yalnız olsun yadığım hem de kalabalıktan dolup taşsın...

hem eğlensin kendince hem hüzünlensin...







"eeeeeeeeeeeeeehhh bu ne be!

hem şoför arkası hem cam kenarı hem ferah hem bayan yanı der gibi oldu.

yazacaksan yaz kardeşim zorlama bizi!"

dediğinizi duyar gibiyim.



peki o zaman.


saçlarımı kestirdim bugün.çok da güzel oldu.

20 Şubat 2009 Cuma

"neyin var gökçen?" diye sordum kendime,"yok bişey!!" dedi.











kaltağa bak hele benimle inatlaşıyor!!!

19 Şubat 2009 Perşembe

...

dedim ki:
- bugüne kadar yaptığın en anlamlı şey neydi?
dedi ki:
-karıncaları ezmemek...




















sonra yüzüne baktım,sükunet içindeydi...ve ben bakmaya doyamamanın ne olduğunu öğrendim...

13 Şubat 2009 Cuma

hiç

hiçbir şey bilmemek ve dünyanın en özgür insanı olmak istiyorum.hiç kimse de olmasın mümkünse yanımda,sadece bulutlar...

11 Şubat 2009 Çarşamba

ayrıksı

seninle ben,

ayrık kümeler gibiyiz...

aşkımızı kendi içimizde kümelemekten,

kesişemedik bir türlü...

9 Şubat 2009 Pazartesi

az bekle,geliyorum.