adam,yaklaşık kırkbeş dakikadır durakta bekliyordu.artık yetişeceği yere çoktan geç kalmış olmanın verdiği rahatlıkla sürekli saatine bakmaktan vazgeçmişti.ama havanın dondurucu soğuğu otobüsün bir an önce gelmesini giderek daha da fazla istemesine neden oluyordu."umarım ayakta kalmam." diyordu kendi kendine,keza otobüsteki havasızlık ve yaşlı teyzelerin çenesi midesini bulandırıyordu.
nihayet beklenen otobüs geldiğinde,kimseye karşı saygısız görünmemek için birkaç saniyelik üşümeyi daha göze aldı ve duraktakilere sıra verdi ve sonra otobüse adımını attı.
cebinde buruşan biletini çıkarıp sabırsız şoförün kızgın bakışlarına aldırmadan yavaşça ve itinayla düzeltip kutuya attı.sonra şoföre kısa bir bakış atıp yapay bir şekilde gülümsedi ve hemen bakışlarını geri alıp koridorda ilerlemeye başladı.
arkalarda birkaç boş koltuk vardı ama otobüse binerken sırasını verdiği üç bayan ve bir çocuk,iki tane de yaşlı adam boşlukları doldurdular.bu durumda yapılacak iki şey vardı:yolculuğa ayakta devam etmek veya şu ilerdeki kadının yanına oturmak.çok düşünmedi,gitti oturdu.
oturur oturmaz burnuna gelen hafif çiçek kokusu o gün gerçekleşen ilk güzel şeydi.hiç bir irade gösteremeden istemsiz bir şekilde kadına baktı.adam, kadını,belli etmemeye çalışarak, ama pek de başarılı olamadan,kısa,kesik bakışlarla süzmeye başladı.sıradan bir kadındı işte.genç sayılırdı.hatta oldukça genç görünüyordu.ne ağzının ne burnunun ne kaşının ne gözünün teke tek bakıldığında ayırt edici birer özelliği yok gibiydi.ancak yüzünde herkesinkinden farklı biraz masum biraz muzip,biraz hüzünlü biraz da keyifli bir ifade vardı.ya da bu hisler yüzünde hızla yer değiştiriyordu sanki ve hepsinin aynı anda yaşıyormuş gibi görünmesine yol açıyordu.ama adam için en baskın hissiyat kadının yüzünün tanıdık olduğu idi:biryerlerde tanışmış olabilirler miydi?
tüm bunlar aklından geçerken saniyeler de geçiyordu.adam kadını rahatsız etmiş olabileceğini düşünerek bakışlarını diğer tarafa doğru çevirdi.yanlış anlaşılmalara mahal vermek hayatta çok çekindiği durumlardan biriydi.başka şeyler düşünmeye başladı. ama çiçek kokusu ruhunu zaptediyordu.
birkaç dakika boyunca iradesiyle böyle cebelleşti..sonra nerden geldiği belli olmayan bir cesaretle, hem tedirgin hem de istekle, kadının kolunu tutarak:
-afedersiniz,sizi bir yerden tanıyor muyum acaba ?
-bilmiyorum.tanıyor musunuz?
kadın adamın kendisinden hiç beklemediği bir sıcaklıkla elini tutuvermişti.kadının bu sıcak karşılamasına nasıl karşılık vereceğini bilemeden,aklını da biraz daha hızlı çalıştırmaya uğraştı ve komik olmaya karar verdi:
-otobüste yanınıza oturan yabancı adamların elini tutmak alışkanlığınız mıdır?
-hayır.
-o zaman ben ayrıcalıklıyım galiba.
-hayır.
kadın hem ciddi hem de içten cevap veriyordu.adamdaysa sözler birden tükenivermişti.tıpkı uzun inatlaşmalardan sonra taraflardan biri "peki." deyiverince karşı tarafın sözsüz kalıvermesi gibi.
kadın hafifçe gülümsedi,adamın ızdırabına son vermeye karar verdi.sözleri adamı üzecek bile olsa saklamadı.
-siz benim için hiç de ayrıcalıklı değilsiniz;ayrıcalıklı olan şey yaşadığımız şu an.siz ise bu ayrıcalıklı anı yaşadığınız için belki sadece şanslı olabilirsiniz.
adam hiçbirşey söylemedi.kadın da başka birşey söylemedi.sedece birbirlerinin gözlerinin içine baktılar bir süre...sonra ikisi de gözlerinin kaçırdı.ama elleri birlikte kaldı.
ta ki kadın otobüsten inene kadar...adamsa artık boşalan otobüste tek başına kalana kadar...