19 Mart 2009 Perşembe

sade

çıktık gecenin bi vakti bira aldık benzinlikten.
evin önüne geldik ama arabadan inmedik...
başladık konuşmaya...


eski aşklar...
hatalar...
yanlış tercihler...
gemileri yakmalar...
pişman olmalar...
geriye dönemeyişler...
dönmek istemeyişler...
şans...
adalet...
değer vermek...
değer görmek...
değer görememek...
kör olmak...
sağır olmak...
istemek...
ulaşamamak...
geç kalmak...
niyeti bozmak...
oluruna bırakmak...
oluruma bırakamamak...
aramak...
bulamamak...
ve az sonra
havanın aydınlanması...
üzerine...
konuştuk durduk...


ama asıl mesele bu değildi...
asıl mesele,
hayatın sadeliğini her seferinde kaçırmamız
ya da hadi dürüst olalım;
hayatın sadeliğini görmezden gelişimizdi...
ama bunun üzerine konuşmamız ne kadar da yersizdi...
konuştukça kelimeler kirleniyordu
ve biz bunu farkedemiyorduk...
neden sadece radyoyu dinleyip
yağan karı seyredemiyorduk?
biz kendimizi ne sanıyorduk?
nasıl oluyor da kendimize hükmedemezken daha,
hayata ahkam kesiyorduk.
halbuki bir çift cahiliz hala...


ve biz konuştukça
kirleniyor dünya...