12 Ocak 2009 Pazartesi

küçük kara deliğin ilahi eli

yanımda annem varmış.güya iki katlı bi evimiz varmış da alt kattaki büyük salonda oturuyormuşuz.ya da burası bizim burhaniyedeki eski yazlık da olabilir,bilemiyorum.evin önünde uçsuz bucaksız bie çimenlik var.aslında uçsuz değil çünkü manzaranın sonlarına doğru bir göl ve karşı kıyıda belli belirsiz dağlar var.görüntü aynen o trt 2 deki çocukluğumun ressamı bob bilmemne nin 3 dakkada boyayıverdiği tablolarına benziyor.

annemle çocukluğum ve evliliğin zorlukları üzerine konuşurken bir yandan da sütlü kahvelerimizi yudumluyoruz.pencereler yere kadar iniyor ve hiçbir pencere açık olmamasına rağmen burnuma taze toprak kokusu geliyor.

annemi hem büyük bir ciddiyetle hem de aldırmazlıkla dinlerken karşı kıyıdaki dağların üzerinde minik bir ışıltı bir an görünüp hemen kayboluyor.ses çıkarmadan annemi dinliyorum ve o da hiç farkında değil ışıltıya baktığımın.sonra bir ses geliyor.ben bazen elektriğin sesini duyarım,ya da radyo dalgası.orasını bilemem ama televizyon ya da radyo ya da onun gibi bişey çalıştığında kulağımda inceden,çok inceden tiz bir ses duyuyorum,ondan bahsediyorum.annemi dinlerken kulağıma bu ses geliyor.sanki az önceki müstesna manzara hayatımızı dertsiz tasasız burda geçirmek isteyeceğiyle dopdolu hem naif hem küstah halimizden eser kalmıyor şimdi.annem bana bakıyor ve çok ciddi birşeylerin olacağını önceden anlamış ya da yüzümdeki garipliği okumuş gibi."bilmiyorum ama şu dağların orda demin..." derken gökyüzünde kaynağı yine aynı yer olan dağların üst tarafında az öncekinin trilyon katı şiddetinde bir ışık beliriyor ve aynı anda da bir güç kalkanı şeklinde olduğumuz yere doğru yaklaşmaya başlıyor.annemin üstüne atılmadan önceki bir iki saniye içinde atmosferi saran bu dalganın gölün üzerinden gelirken suları da metrelerce kabarttığını görüyorum.annemi hemen aşşağıya doğru çekiyorum ve masanın altına sıkıştırıyorum."sakın burdan çıkma,birazdan camlar patlayacak.masanın altından sakın çıkma!" derken ekinin yanımızda olmadığını farkedip üst kat mervinlerine doğru koşuyorum.odaya girdiğimde ekinin melekler gibi uyuduğunu görüyorum ve nedense bir yandan da uyandırmamaya çalışarak kucağıma alıp hemen yere eğiliyorum.odada altına saklanılacak tek şey yatak ve yatağın altı o kadar alçak ki sadece ekin girebilir.ekini hızla yatağın altına sokuyorum ve bir yandan da yatağın kenarından onu kucaklamaya devam ediyorum.çünkü az sonra herşey yerle bir olacak ve onu kaybetmemem lazım.bu arada ekin uyanıyor ve korkmuyor bile ve onun korkmayışı beni korkuturken göldengelen ve üzerimize inecek olan suyu düşünüyorum.eğer camlar patlarsa bütün su içeri girecek ve alt kat komple yere kadar cam!hemen ekini yatağın altından çıkarıp merdivenlerden aşağı koşuyorum.annem masanın altında,başı ellerinin arasında.annemi ordan çıkarıp kucaklıyorum.sadece kucaklıyorum,çünkü tekrar yukarı çıkmaya vakit kalmadı.çünkü ışın dalgası evin hududuna gelmiş durumda ve şimdi herşey biticek ve biz üçümüz de öleceğiz.bu hisle annem ve ekin kucağımda beklerken katilininin yüzünü görmek isteyen kurbanlar gibi dışarıya son bir kez bakıyorum. ve baktığım anda herşey donuyor.dalga da geldiği hızla geldiği yere geri dönüyor.hatta gelişinden daha hızlı.adeta bir kara delik dağların üzerinde peyda oluyor ve benim o anda nükleer patlama olduğuna karar verdiğim afete sebebiyet veren şey her ne ise onu içine çekiyor ve son bir minik ışıltıyla kayboluyor.elimin altında tireyen annemi ve kardeşimi yavaşça bırakıyorum veşimdi nefes alıyorum.aradan bir süre geçiyor.saniyeler mi yoksa saatler mi bilemiyorum.dışarıya çıktığımda heryüzü varlığına hiç inanmadığım ilahi bir el tarafından yıkanıp temizlenmiş gibi.renkler hiç olmadıkları kadar canlı ve her yer ışıl ışıl parlıyor.adeta havada peri tozları uçuşuyor ve toprağın kokusu artık daha da taze...


bilinçaltımın hangi labirentine ne sıkıştğını anlamakta güçlük çekiyorum sabah uyandığımda.ve annem çok sevgili fantastik rüyamı dinlerken bana kıvrak kahkalarla karşılık veriyor.bense bir rüyadan bir film yapılabileceğine olan keskin inancımla günüme devam ediyorum.